30 Temmuz 2009 Perşembe

Yaklaşmayın

Yaklaşmayın!
Şeytanlar, şer ve tahribe; melekler ise hayır ve tamire kabiliyetli olarak yaratılmışlardır. İkisinin de aksi istikamet’te bir davranış sergilemeleri mümkün değildir. Ancak insan denilen varlık, söz konusu olunca ortaya farklı bir tablo çıkıyor. Zira onun hem yaratılışı ve hem de yaratılış amacı çok farlıdır. Melekler gibi hayır ve tamire, şeytanlar gibi de şer ve tahribe müsait bir mahiyette yaratılmıştır. Eline verilen irade ile iki yoldan birisini tercih hürriyeti kendisine bahşedilmiştir. Bu tercih sayesinde “melek gibi bir insan” veya “şeytan suretinde bir varlık” olarak hafızalarda iz bırakıp gitmektedir.Evet insan, bir ömür boyu, hayır ile şer, güzel ile çirkin, fayda ile zarar, sevap ile günah gibi birbirine zıt kavramlar ve kararlar arasında mücadele ederek nihai tercihini ortaya koyacaktır.İşin en ilginç tarafı, hayır veya şer adına açılan her bir kapının, ikinci bir kapıya açılan bir davetiye özelliği taşımasıdır. Yani, şer adına atılan her adım, ikinci bir şer adımını daha cazip ve kolay kıldığı gibi, hayır adına yapılan her bir tercih de, ikinci hayırlı tercihi daha kolay ve cazip kılmaktadır. “Elini uzatan kolunu kaptırır” deyimi ile ifade edilebilecek bir manzara ortaya çıkmaktadır.Hayır ve iyilik adına yapılan en ufak tercihler; bir binanın duvarına konan birer tuğla gibi, yükseldikçe şevk ve heyecan vermekte ve daha fazla tuğla koymaya itmektedir.

3 yorum:

  1. Ancak, şer ve tahrip adına ortaya konan ufak tercihler ise, mükemmel bir yapıya sahip bir binadan birer tuğla çekip çıkarmak gibidir. Kısa vadede ciddi bir zarar ve tehlike doğurmasa da, uzun vadede zuhur edecek tehlikelerin sinyalleri gibidir. Evet bir arkadaşımızın kalemini çalmak, büyük bir suç olmayabilir. Fakat bu fiil ileride banka hortumlamaya bir davetiye teşkil etmesi açısından büyük bir tehlikedir. Zaten bütün büyük günahlar ve yanlışlar, küçük küçük sapmalardan kaynaklanmıyor mu?

    Bunun neden böyle olduğunu hiç merak ettiniz mi?

    Peki merakınızı gidermek ister misiniz?

    Evet her bir günah, insan bünyesine giren birer mikrop gibidir. Zamanla bünyeyi tahrip eder. Erkenden önlem alınmaz ise, uzun vadede tedavisi imkansız rahatsızlıklara sebep olabilir. Mikrobun bedene yaptığı etki ve tesiri, günahlar, ruh ve kalbe yapar. Günahlar, maneviyatın mikroplarıdır.
    Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır. Her bir mikrop içinde ölüme giden bir yol olduğu gibi. Evet günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra ta nuru imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Eğer o günah hemen istiğfar ile imha edilmez ise, manevi bir yılan gibi kalbi ısırıp zehirleyebilir.

    Mikrobun sebep olduğu küçük hastalıklar erken tedavi edilmez ise, hayati bir tehlikeyi netice verebilir. Eğer küçük günahların maneviyatımıza yaptığı tahribat da çabuk imha edilmez ise, maneviyatın ölümü ile sonuçlanabilir.

    Küçük günahları küçümseyenler, büyük günahlara zamanla boyun eğmek durumunda kalabilirler. Zira mikrop küçümsenmez. Küçümseyen, pehlivan da olsa zamanla yerlere serilir.

    YanıtlaSil
  2. Her bir günahın insan maneviyatına yaptığı tahribatı şöyle bir örnek ile açıklamakta fayda mülahaza ediyorum. İnsan bedenine batırılan küçük bir iğne, bir iki kan damlasına mal olur. Hayati bir tehlike söz konusu olamaz. Ancak “Bir iki kan damlasından ne çıkar” duyarsızlığı ve gafleti ile hareket edilip önlem alınmaz ve iğne batırılmaya engel olunmaz ise, ölüm davetiyesine onay vermek kaçınılmaz olur.


    “Bir haram işledikten sonra, fazla araya zaman koymadan hemen bir iyilik yapın” mealindeki hadisin sırrı de bir derece anlaşılmış oldu. Zira, fıtrat kalesinde açılan menfezin kapatılması, tahribatın onarılması demektir. İyilik işlemek.

    En iyisi mi, yara almamaya dikkat etmek, önceliğimiz olmalı. Kalkanımızı yanımızda taşımalı ve okları etkisiz hale getirmeliyiz. Evet maddi oklara karşı kalkanımız olduğu gibi. Manevi oklar olan günahlara karşı da kalkanımız: “Takva”dır.

    __________________

    YanıtlaSil

 
online