Lâ İlahe İllâ Ente" ifadesinin mânâsı
بســـم الله الرحمن الرحيم " لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنتَ Lâ İlahe İllâ Ente" ifadesinin mânâsı Hz. Yunus'un " لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنتَ lâ ilahe illâ ente" (yani Senden başka ibadete layık ilâh yoktur) duasına gelince: Burada "ulûhiyetin tekliğini" ispat vardır. "Ulûhiyet" ise; ALLAH'ın kudretinin, bilgisinin, rahmet ve hikmetinin yetkinliğini içerir. Ayrıca burada ALLAH'ın kuluna ihsanının da ispatı vardır. Çünkü: "İlâh"; "me'lûh" demektir. "Me'lûh" ise; İbâdet edilmeye yegâne hak sahibi olan varlık mânâsındadır. O'nun ibâdet edilmeye lâyık yegâne varlık olması; aynı zamanda O'nun çokça sevilen yegâne sevgili, çokça saygı duyulan tek saygın varlık olmasını gerekli kılan sıfatlarla sıfatlanmış olması demektir. Gerçekte İbâdet; çokça, (son derece) sevme (muhabbet) ve çokça, (son derece) acziyet (tezellül) belirtmeyi içeren bir fiildir. (İbadet en yetkin (kamil) sevgiyi ve tazim mânâsını içeren en mükemmel acziyeti (zül) kapsar) Hz. Yunus (a.s.)'un "Sübhâneke" sözü' O'na tazimi, O'nu zulüm ve benzeri noksanlıklardan münezzeh ve mukaddes tutmayı içerir. Çünkü "tesbih" (Sübhâneke demek) her ne kadar eksiklikleri olumsuz kılmayı içerdiği söyleniyorsa da, Mûsâb bin Talha'dan "Mürsel" olarak Rasûlullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. ALLAH Resulü (s.a.v.) kulun "Sübhânellah" demesiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Bu söz, ALLAH'ın (kula verdiği) kötülükten kurtulma beratıdır" (Hadisi İbn Cerir Taberî, tefsirinde kaydetmiştir, c. 15, s. 2) Aslında "olumsuzlama" (nefy) övme anlamı içermez; ancak "ispat" (sübût) anlamını içerdiğinde övme anlamı ifade eder. Şayet içermezse salt nefiyde (olumsuzlama) övme anlamı yoktur. ALLAH'tan eksikliği ve kötü olanı uzaklaştırma (nefyetme), aynı zamanda O'nun kemâl ve güzelliklerini ispatlamayı gerekli kılar. Çünkü en güzel isimler ALLAH'a aittir. Bunun gibi Kur'ân'da ALLAH'tan kötülük ve eksikliği uzaklaştırmak amacıyla gelen âyetlerin tamamı, O'nun güzelliklerini ve mükemmelliğini ispatlamayı içerir. Şu âyetler buna örnektir: "ALLAH ki, O'ndan başka ibadete layık ilah olmayandır. O, Hayy (Diri) ve Kayyum'dur. (gözetip ayakta tutandır) Kendisini uyuklama (sayıklama) ve uyku tutmaz..." (Bakara, 2/255) O'nu sayıklama ve uyku tutmasını nefyetme, O'nun diriliğinin ve kayyûmiyeti (yaratıklarını gözetip ayakta tutma) nin mükemmeliyetini içerir. Diğer bir örnek şu âyettir: "Bize bir usanma, bir yorgunluk da dokunmadı." (A'râf, 50/38 ) Bu âyet de ALLAH'ın kudretinin kemâlini kapsayan bir âyettir. Bu durumda: ALLAH'ı kötülükten uzak tutmayı ve eksikliği ondan nefyetmeyi içeren "Sübhânellah" kelimesi aynı zamanda O'na saygı duymaya da şamildir. Hz. Yunus (a.s.)'un "Sübhâneke" (Senin şanın yücedir) sözü ALLAH'ı zulümden uzak tutmak, O'nun zulümden uzak olmasını gerekli kılan yüceliğini ispatlamak amacıyla söylediği bir sözdür. Çünkü zâlim ya zulmetmeye gereksinim duyması ya da bilgisizliği yüzünden zulmeder. Halbuki ALLAH herşeyden müstağni, herşeyi bilen, kendi kendine yetendir. O'nun dışındaki herşey O'na muhtaçtır. Bu, O'nun yüceliğinin mükemmelliğidir.
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Rabbim, c.c gerçek manada beni tek sen sevdin...
Rabbim, c.c gerçek manada beni tek sen sevdin...
Rabbim gerçek manada beni sen sevdin... Niceleri ise sever gibi göründü... Ama daima, kendilerini sevdiler... Çünkü âcizdiler, fâniydiler... Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler...Hepsi Sana borçluydu varligini. Hepsinin bir cani vardi... Ve onlar, kendi canlari yanmadikça, anlayamadilar aciyi... Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çikardi... Sen varsin hakkiyla bilen beni... Her seyimle bilen, her seyimle seven, bir tek Sen... Sevdigini biliyorum, zira sevmemis olsaydin, o kadar kendinle mesgul etmezdin beni. Sevmemis olsaydin, aratmazdin böylesi...Sen sevdin seni seven de beni sevdi bende onu sevdiM...Sen sevmemis olsaydin, sevebilir miydim ki Seni? Sen canimin Cânâni... Sen'in sevginde vefâyi idrak ettim ben... O essiz vefâna, karsilik vermekten âciz oldum her zaman... Seni, Senin beni sevdigin gibi sevmekten âcizim... Zira Sen yaratansin, ya ben? Ben, kul olmayi bile beceremeyen... Yalnizca Sendeydi tatmin... Sadece Sende. Bir Sen yettin bana... Kimselerle yetinemedim... Aci çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmis nice derman buldum... Sevdirdigince sevdim Seni... Buldurdugunca buldum... Bir Sen varsin Bâkî olan... Geride ne varsa fâni... Bütün varliklarin hepsi fâni... Kimi güzel, kimi çirkin, kimi vasat, ama iste her biri fâni... Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller, pinarlar hep fâni... Seraplar ve gölgeler fâni... Çöllerde kalmayi sevdim Seninle... Yalnizdim, kalabaliklar içinde... Her seyde Senin sanatini görmeyi sevdim ben... Herkeste Senden bir tecelli bulmayi sevdim... Yildizlarda nûrunu, güneste nârini, ateste hârini bulmayi sevdim. Ve seni bana hatirlatani sevdiM.Hiçbir seye muhtaç olmayisini sevdiM ben. Azîz olusunu, Kâdir-i mutlak olusunu sevdim. Settâr olusunu sevdim. Öylesine güzel bir sirdastin ki Sen, kimselere bir sirrimi vermedin. Günahima ragmen yücelttin beni. Seref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin... Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadin. Ben, adini anmadim, yine de birakmadin. Yüceler yücesi askina karsilik vermek varken, Seni birakip baskalarina yandim... Yine de vazgeçmedin benden.Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadim. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin. Sikayet eden, sizlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni... Bense vefâsiz bir sevgiliydim. Kiymetini bilemedim.Simdi, cemâlinin hasretiyle yaniyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazlari benden yok etti. O kadar ki, günesin kavurucu sicaginda da, serinleten rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim. Senin sadece sanatini seyretmek yetmiyor artik! Sahdamarimdan daha yakin olmani sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasinda kalmaktan. Korkuyorum, baskalarina görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin... Tüm derdim bu ey Rabbim! Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim. Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz birakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam yapayim, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem. Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir seyim yok ey en Güzel! Ellerim bombos. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana... Yarattigin gibi tertemiz degilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldatti. Seytana kandim. Müflisim. Vallahi hiçbir seyim yok! Duydugum istiyakin sebebi, yine Sensin. Sensin her yanimda... Sensin varligim... Zenginligim Sensin... Tüm sefilligime ragmen yine de Seni isteyisim, sirlarindandir.Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eger, murâdima, maksûduma, matlûbuma, yani Sana, yani Senin Cemaline kavusursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin. Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin... Lokmanin bile derman olamayacagi derdimin, dermanisin Sen! Yârsin! Cansin! Sifâsin! Lokmanda degil ey Yâr, Sendedir benim devâm! Sana kavusmadikça, huzur da bana haram! Sermayem rahmetin, ilâcim Cemâlindir, vesselâm! Hiçbir sey yoktu, yalniz Sen vardin. Hiçbir sey yoktu, askin vardi. Askini izhâr ettin, yarattin bizi. Muhabbet ettin, yarattin beni… Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre ask iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âsik… Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varliklarda yansiyan günes gibi, sevgisiyle saran Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüregini yüregimin üstüne koyan dostun merhabasi, basimi oksayan Peygamber eli, hâtirasiyla hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi. Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkasi, Senden tecellîlerdi. Askina âsik oldugum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettigim Yûsuf, “Sen”!.. Sonsuz siyah güller, lâcivert aksamlarin igde kokusu, hüzün yüklü sonbahar, yagmurun topraga dokunusu, bir gül renginde eriyen aksamlar, Dost'un yüzü, sevdigim ne varsa, hep “Sen”dendi. “Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ) Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!.. Yetimler Yetîmi'ne «vedduhâ» sirriyla tecellî ederken, O'nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Baska bütün kapilari kapatirken, hep açik olan kapina çagiriyordun. Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve birakiyorsun. Birakiyorsun ki, kanayayim; zayif yanlarimi taniyayim. Seni bulayim. Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir sehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ'yla Firavun savasi; sulhü yok!.. Sevgili, en Sevgili!.. Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arindir, kalbimi!.. Kavustur beni Sana seni sevenle birlikte kavustur
Rabbim gerçek manada beni sen sevdin... Niceleri ise sever gibi göründü... Ama daima, kendilerini sevdiler... Çünkü âcizdiler, fâniydiler... Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler...Hepsi Sana borçluydu varligini. Hepsinin bir cani vardi... Ve onlar, kendi canlari yanmadikça, anlayamadilar aciyi... Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çikardi... Sen varsin hakkiyla bilen beni... Her seyimle bilen, her seyimle seven, bir tek Sen... Sevdigini biliyorum, zira sevmemis olsaydin, o kadar kendinle mesgul etmezdin beni. Sevmemis olsaydin, aratmazdin böylesi...Sen sevdin seni seven de beni sevdi bende onu sevdiM...Sen sevmemis olsaydin, sevebilir miydim ki Seni? Sen canimin Cânâni... Sen'in sevginde vefâyi idrak ettim ben... O essiz vefâna, karsilik vermekten âciz oldum her zaman... Seni, Senin beni sevdigin gibi sevmekten âcizim... Zira Sen yaratansin, ya ben? Ben, kul olmayi bile beceremeyen... Yalnizca Sendeydi tatmin... Sadece Sende. Bir Sen yettin bana... Kimselerle yetinemedim... Aci çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmis nice derman buldum... Sevdirdigince sevdim Seni... Buldurdugunca buldum... Bir Sen varsin Bâkî olan... Geride ne varsa fâni... Bütün varliklarin hepsi fâni... Kimi güzel, kimi çirkin, kimi vasat, ama iste her biri fâni... Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller, pinarlar hep fâni... Seraplar ve gölgeler fâni... Çöllerde kalmayi sevdim Seninle... Yalnizdim, kalabaliklar içinde... Her seyde Senin sanatini görmeyi sevdim ben... Herkeste Senden bir tecelli bulmayi sevdim... Yildizlarda nûrunu, güneste nârini, ateste hârini bulmayi sevdim. Ve seni bana hatirlatani sevdiM.Hiçbir seye muhtaç olmayisini sevdiM ben. Azîz olusunu, Kâdir-i mutlak olusunu sevdim. Settâr olusunu sevdim. Öylesine güzel bir sirdastin ki Sen, kimselere bir sirrimi vermedin. Günahima ragmen yücelttin beni. Seref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin... Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadin. Ben, adini anmadim, yine de birakmadin. Yüceler yücesi askina karsilik vermek varken, Seni birakip baskalarina yandim... Yine de vazgeçmedin benden.Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadim. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin. Sikayet eden, sizlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni... Bense vefâsiz bir sevgiliydim. Kiymetini bilemedim.Simdi, cemâlinin hasretiyle yaniyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazlari benden yok etti. O kadar ki, günesin kavurucu sicaginda da, serinleten rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim. Senin sadece sanatini seyretmek yetmiyor artik! Sahdamarimdan daha yakin olmani sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasinda kalmaktan. Korkuyorum, baskalarina görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin... Tüm derdim bu ey Rabbim! Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim. Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz birakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam yapayim, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem. Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir seyim yok ey en Güzel! Ellerim bombos. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana... Yarattigin gibi tertemiz degilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldatti. Seytana kandim. Müflisim. Vallahi hiçbir seyim yok! Duydugum istiyakin sebebi, yine Sensin. Sensin her yanimda... Sensin varligim... Zenginligim Sensin... Tüm sefilligime ragmen yine de Seni isteyisim, sirlarindandir.Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eger, murâdima, maksûduma, matlûbuma, yani Sana, yani Senin Cemaline kavusursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin. Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin... Lokmanin bile derman olamayacagi derdimin, dermanisin Sen! Yârsin! Cansin! Sifâsin! Lokmanda degil ey Yâr, Sendedir benim devâm! Sana kavusmadikça, huzur da bana haram! Sermayem rahmetin, ilâcim Cemâlindir, vesselâm! Hiçbir sey yoktu, yalniz Sen vardin. Hiçbir sey yoktu, askin vardi. Askini izhâr ettin, yarattin bizi. Muhabbet ettin, yarattin beni… Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre ask iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âsik… Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varliklarda yansiyan günes gibi, sevgisiyle saran Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüregini yüregimin üstüne koyan dostun merhabasi, basimi oksayan Peygamber eli, hâtirasiyla hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi. Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkasi, Senden tecellîlerdi. Askina âsik oldugum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettigim Yûsuf, “Sen”!.. Sonsuz siyah güller, lâcivert aksamlarin igde kokusu, hüzün yüklü sonbahar, yagmurun topraga dokunusu, bir gül renginde eriyen aksamlar, Dost'un yüzü, sevdigim ne varsa, hep “Sen”dendi. “Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ) Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!.. Yetimler Yetîmi'ne «vedduhâ» sirriyla tecellî ederken, O'nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Baska bütün kapilari kapatirken, hep açik olan kapina çagiriyordun. Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve birakiyorsun. Birakiyorsun ki, kanayayim; zayif yanlarimi taniyayim. Seni bulayim. Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir sehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ'yla Firavun savasi; sulhü yok!.. Sevgili, en Sevgili!.. Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arindir, kalbimi!.. Kavustur beni Sana seni sevenle birlikte kavustur
Sadece Bir Talibim
Sadece Bir Talibim
Rabbim, içimde biriken kelimelerim, kurulması zor cümleciklerim ve Seninle paylaşılacak hislerim var.. Hiçbir zaman postalanmayacak ama yüreğimde bir çağlayan gibi büyüyen ve hiçbir zaman bitmeyecek mektuplarım var.. Tilki misali dönüp dolaşıp Sana geliyorum.. İşte şu seccadede oturup Seni çağırıyorum odama, bir dilenci gibi rahmetini dileniyorum, dostluğunu, sevgini istiyorum Senden.. Ve dualar... Dualarım, solmuş bir gülü diriltmen için.. Ben bir nefsim; baştan ayağa... Öfkelerim, umutsuzluk dakikalarım ve saymakla bitmeyecek kusurlarım var.. Eğriyim, hatalıyım, mahlûkum, acizim, yaratılmışım ve ihtiyaç sahibi... Dedim ya Rabbim, ben bir nefsim; terbiye edilen. Azdır bin defa kınasam, azdır yerden yere vursam. Gene Yunus geçiyor aklımdan: “Sen derviş olamazsın..” diyor.. O ki; Yunus.. Eğri bir odunu bile Taptuk’a götürmeyecek kadar derviş.. O ki; bir aşık.. Nefsini kınamış ve Sana yaşarken teslim etmiş.. Rabbim hadi gel, ellerimi, yüreğimi açtım Sana! Yağmur yağmur gel, rahmetinle aydınlat, ferahlat şu kalbi! Biliyorum ki; yalnız değilim, her an benimlesin, her çağırdığımda randevusuna asla geç kalmayan tek dost... Hamdolsun öyle bir dosta sahibim ki; gözyaşlarımla günahlarımı yıkayan, sımsıkı ellerimden tutup beni sahiplenen... Hamdolsun Rabbim binlerce kez.. Herşey çok güzel.. İnsan olmak, Sana kul olmak, sevebilmek, sevilebilmek... Ve Rabbim, hissettiğim en güzel duygunun ne olduğunu biliyor musun? “Senin için olmak..” Ben Senin içinim, biz Senin içiniz. Öyle ki; gücümüz Sensin ve en güçlü biziz.. Rabbim, artık anlamını kazandı anlayamadığım herşey.. Çünkü herşeyde Sen varsın.. Yaşamak mı? İşte o ancak Seninle mümkün.. Sevmek mi? İşte o harcadıkça çoğalan ve yalnızca Senden gelen kocaman bir çağlayan.. Servet mi? Her gün kusurlarını gördüğüm, her gün tanımaya çalıştığım nefsimi bilmek, nerede hata, nerede yanlış yaptığımı bilmek.. Susmak ve sadece konuşulması gerektiği zamanlarda konuşmayı öğrenmek, zamanı Seninle geçirilen saniyelere bölmek, sadece Seninle bitirdiğim her günü takvimlerden koparmak.. Senin için olduğumu hissettiğimde doyumsuz bir keyifle işte diyorum: “İşte bu yaşamak..” Rabbim, haykırabilsem, öyle bir an gelse ki; şu kimselerin kabul edemediği mutluluğun ancak Seninle mümkün olduğunu anlatsam herkese.. An gelse ve, ve yüreğimden gül bahçemi saçsam yeryüzüne..Seni anlatsam, Seni anlatsam ve hep Seni anlatsam Rabbim. Sonra mı? Yukarılara çıkan gözyaşlarımla yıkansa bütün kâinat, kalpler pırıl pırıl olsa nurlarınla.. An gelse, ceplerimde biriktirdiğim, artık taşıyamadığım huzuru tek tek hediye etsem insanlara.. An gelse, her tarafa sevgi tohumları eksem ve hasat zamanı topladığım bütün sevgileri satsam pazar pazar.. An gelse, dese ki: “Artık vuslat, vuslat..” Sana kavuşsam ve o sırrın ehli olsam.. An gelse, ben bir aşık olsam Rabbim. Gece gündüz “Sen” desem, ellerimle bu nefsi versem de Sana, ah bir aşık olsam, aşkının sahibi.. Yansam da gece gündüz bir sevdalı gibi bu kalbi lâfzı ile doldursam.. Rabbim, Güzellerin En Güzeli Rabbim, bir gün o an gelecek. Buna inancım sonsuz.. Sen ve Ben ve Biz olacağız.. Bir gün lâyık olacağım, bana verdiğin bütün ni’metlere. Bir gün bir aşık olacağım.. Şimdi mi? Sadece bir tâlibim.. Sonsuza kadar beklemeye hazır ve sevgisi doyumsuz bir tâlip...
Rabbim, içimde biriken kelimelerim, kurulması zor cümleciklerim ve Seninle paylaşılacak hislerim var.. Hiçbir zaman postalanmayacak ama yüreğimde bir çağlayan gibi büyüyen ve hiçbir zaman bitmeyecek mektuplarım var.. Tilki misali dönüp dolaşıp Sana geliyorum.. İşte şu seccadede oturup Seni çağırıyorum odama, bir dilenci gibi rahmetini dileniyorum, dostluğunu, sevgini istiyorum Senden.. Ve dualar... Dualarım, solmuş bir gülü diriltmen için.. Ben bir nefsim; baştan ayağa... Öfkelerim, umutsuzluk dakikalarım ve saymakla bitmeyecek kusurlarım var.. Eğriyim, hatalıyım, mahlûkum, acizim, yaratılmışım ve ihtiyaç sahibi... Dedim ya Rabbim, ben bir nefsim; terbiye edilen. Azdır bin defa kınasam, azdır yerden yere vursam. Gene Yunus geçiyor aklımdan: “Sen derviş olamazsın..” diyor.. O ki; Yunus.. Eğri bir odunu bile Taptuk’a götürmeyecek kadar derviş.. O ki; bir aşık.. Nefsini kınamış ve Sana yaşarken teslim etmiş.. Rabbim hadi gel, ellerimi, yüreğimi açtım Sana! Yağmur yağmur gel, rahmetinle aydınlat, ferahlat şu kalbi! Biliyorum ki; yalnız değilim, her an benimlesin, her çağırdığımda randevusuna asla geç kalmayan tek dost... Hamdolsun öyle bir dosta sahibim ki; gözyaşlarımla günahlarımı yıkayan, sımsıkı ellerimden tutup beni sahiplenen... Hamdolsun Rabbim binlerce kez.. Herşey çok güzel.. İnsan olmak, Sana kul olmak, sevebilmek, sevilebilmek... Ve Rabbim, hissettiğim en güzel duygunun ne olduğunu biliyor musun? “Senin için olmak..” Ben Senin içinim, biz Senin içiniz. Öyle ki; gücümüz Sensin ve en güçlü biziz.. Rabbim, artık anlamını kazandı anlayamadığım herşey.. Çünkü herşeyde Sen varsın.. Yaşamak mı? İşte o ancak Seninle mümkün.. Sevmek mi? İşte o harcadıkça çoğalan ve yalnızca Senden gelen kocaman bir çağlayan.. Servet mi? Her gün kusurlarını gördüğüm, her gün tanımaya çalıştığım nefsimi bilmek, nerede hata, nerede yanlış yaptığımı bilmek.. Susmak ve sadece konuşulması gerektiği zamanlarda konuşmayı öğrenmek, zamanı Seninle geçirilen saniyelere bölmek, sadece Seninle bitirdiğim her günü takvimlerden koparmak.. Senin için olduğumu hissettiğimde doyumsuz bir keyifle işte diyorum: “İşte bu yaşamak..” Rabbim, haykırabilsem, öyle bir an gelse ki; şu kimselerin kabul edemediği mutluluğun ancak Seninle mümkün olduğunu anlatsam herkese.. An gelse ve, ve yüreğimden gül bahçemi saçsam yeryüzüne..Seni anlatsam, Seni anlatsam ve hep Seni anlatsam Rabbim. Sonra mı? Yukarılara çıkan gözyaşlarımla yıkansa bütün kâinat, kalpler pırıl pırıl olsa nurlarınla.. An gelse, ceplerimde biriktirdiğim, artık taşıyamadığım huzuru tek tek hediye etsem insanlara.. An gelse, her tarafa sevgi tohumları eksem ve hasat zamanı topladığım bütün sevgileri satsam pazar pazar.. An gelse, dese ki: “Artık vuslat, vuslat..” Sana kavuşsam ve o sırrın ehli olsam.. An gelse, ben bir aşık olsam Rabbim. Gece gündüz “Sen” desem, ellerimle bu nefsi versem de Sana, ah bir aşık olsam, aşkının sahibi.. Yansam da gece gündüz bir sevdalı gibi bu kalbi lâfzı ile doldursam.. Rabbim, Güzellerin En Güzeli Rabbim, bir gün o an gelecek. Buna inancım sonsuz.. Sen ve Ben ve Biz olacağız.. Bir gün lâyık olacağım, bana verdiğin bütün ni’metlere. Bir gün bir aşık olacağım.. Şimdi mi? Sadece bir tâlibim.. Sonsuza kadar beklemeye hazır ve sevgisi doyumsuz bir tâlip...
ALLAHIM ..ÖYLE BİR GÖNÜL VERKİ ...
ALLAHIM ..ÖYLE BİR GÖNÜL VERKİ ... Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile,bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım.Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "SEN" sözcüğünü kullanabileyim...BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe,doldursun sarsın çevremi.Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyimdoğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki,mutluluğu başkalarına da götürebileyim...BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:Düşünebileyim, konuşabileyim.BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekküredenlere;bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim.BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar içinkaramsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşamayeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şuanda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven,o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içindeolabileyim.BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem;bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma iseelimi durdurabileyim.BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyimbana öyle bir gönül ver ki .....YAPTIĞIM İYİLİĞİ UNUTABİLEYİM ...Amin!
ALLAH’a yaklaşabilmenin yolu Tevbe ve Gözyaşı
ALLAH’a yaklaşabilmenin yolu Tevbe ve GözyaşıAllah Teâlâ buyuruyor:“Rabbiniz kendi üzerine (şu) rahmeti yazdı. İçinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıp da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise şüphesiz ki O (ALLAH) gafûr ve Rahîmdir.” (En’am sûresi, 12) İnsan cehâleti sebebiyle günah işlemiştir. Sonra fenâlıktan tevbe ve muâmelâtını ıslah etmiştir. İşte bu gibiler hakkında ALLAH gafuru’r-rahîmdir. Ve bu gibiler için afvını farz kılmıştır. Hadîs-i şerîfte de:“Günahlarından hâlis olarak tevbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.”buyurulmuştur.Bir insan hâlis tevbe ederse hiç günah işlememiş gibi temizlenir.“Gerek itaat ve gerekse isyânının zerresi gâib olmaz. İtaat eden mükâfât bulur, isyân eden mücâzât görür.” (Zilzâl sûresi, 7-8) Şu halde dâire-i itaatte bulunarak kendini Cenâb-ı Hakk’a sevdirmeli. Necât bundadır.Hakk teâlâ hazretleri:“Şirkten tevbe edip iyi amel (ve harekette) bulunan kimselerin kötülüklerini ALLAH iyiliklere çevirir. ALLAH çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir.”(Furkan sûresi, 70)âyet-i celîlesinde önce tevbeyi beyân buyurmuştur. Îmân ve amelin makbûl ve tam olması için, evvelâ tevbe lâzım geliyor.Seyyiâtın, hasenâta tebeddül etmesi hakkında bu âyet-i celîle tefsîrinde beyân buyurulmuştur ki: Meselâ yüz seyyie işleyen bir kimse sıdk ve ihlâs ile tevbe eder, ameli salîh işlerse yüz hasene verilir. Hattâ bir kimse rü’yâsında âlem-i âhirette günalarından hesaba çekildiğini görmüş. Günah-ı sağirelerini söylemiş, kebîresini inkâr etmiş. Sağîrelerine mukâbil hasene verildiğini görünce, kebirelerinin ve olduğunu söyleyerek onun da mukâbilinde ecrini istemiş.GözyaşıHakk yolcularının Cenâb-ı Alllah’a yaklaşabilmeleri için yegâne sığınak gözyaşıdır. Çünkü:Gözyaşı: İçin, tahassür ifâdesi ve gözün niyâzıdır.Gözyaşı: Nedamet mânâsını taşır, ALLAH’a bir nevî tevbedir.Gözyaşı: Aşkın derûnî hislerini coşturan kelimesiz ve sedâsız lisanıdır. Gözyaşı: Ârifin kalbinin tercümanıdır.Gözyaşı: Mağfiret için ALLAH’ın kullarından istediği istirhamıdır.Gözyaşı: Hakk’ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder.Gözyaşı: Günahkârın sıdk ve ihlâs ile Rabblerine eyledikleri ubûdiyet incisinin dâneleridir.Gözyaşı: ALLAH için öyle bir sermaye-i sadeftir ki, rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü’l-istiğfar ve tevbe-i nasuhtur.Gözyaşı: Günahların gufrânıdır.Gözyaşı: Muhlisin habbe-i ihlâsıdır.Gözyaşı: Âsînin kurtuluş ipidir.Gözyaşı: Hulâsâ, vuslata erenlerin yegâne istinadgâhıdır.
M. Sâmi Ramazanoğlu K.S Hazretleri
M. Sâmi Ramazanoğlu K.S Hazretleri
“SEN” için . . .
Ben bendeki “SEN” için tüm benlerimi ateşe verdim.Aykarası gecede önünde oturup tüm çığlıklarıma rağmen seyreyledim.Umut ; umutlanmıştı ama azdı , anlıktı…Anlığı dahi koca bir istikbal azıktı.Fakat bu safiyane sevdaya yazıktı.Çünkü,Şimdiye dek dostu yalnızlıktı.Yüreğimdeki özgürlüğümü , bu ilk firari kaçışımın gözü önünde dahi hapseyeldimVe ahvalimi kimseye faş eylemedim.Çünkü dermanın derdimde olduğumu zanneyledim.Ama bilemedim ,ahh bilemedim…Keşke vaktinde bileydim!Dermanın bu kadar dermansız olduğunu,Yazık ettim,fikredemedim …Oysa bilmediğim bir şey vardı .Sevgimi vahdet çemberinden geçirdimNefsimi ve ruhumu kızgın tavlarda dövdüm.Hamlıkdan haslığa geçmeye azmeyledim.
Ben, ”SEN“ için tüm benlerimi ateşe verdim Ben ”SEN“ için “BEN” olmakdan geçtim.Ben , bendeki ”SEN“ i seçtim…Yüreğimde bir dünya kurdum,Ve karanlıkları onda alıkoydum.Ve şimdi!...Simsiyah bir kefene sardım sevdamıHakta ki hakikati görene Ve onda vuslata erene kadar…
(alıntı)
Rabbimizin hitabına bakın
Rabbimizin hitabına bakın!"Benim Kullarım" buyuruyor!Resulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında her türlü kötülüğü işleyen, anarşi çıkaran bir gurup insan vardı. Bu anarşistler aralarında bir karara vardılar. Dediler ki:"Bu yaptıklarımız doğru değil, biz nereye gidiyoruz? İnsanlara niçin kötülükte bulunuyoruz?.." Yaptıklarından dolayı pişmanlıklarını dile getirdiler. İçlerinden biri:"Peki şimdi ne yapalım?" dedi. Bir diğeri de:"İslâm'a girelim," dedi. İçlerinden bir başkası:"Bu güne kadar bir tek doğru işimiz yok. Bu hâlimizle İslâm bizi kabul eder mi?" dedi. Aralarında anlaşarak Peygamber Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve selleme bir mektup yazmaya karar verdiler. Mektuplarında şöyle diyorlardı:"Biz yaptıklarımıza pişman olduk, İslâm'a girmek istiyoruz. Fakat Mekke'de duymuş olduğumuz şu ayet bizim Müslüman olmamızı engelliyor. "O kullar ki ile beraber başka ilâha tapmazlar, 'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler, bunları yapan günahının cezasına kavuşur. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçak olarak ebedi kalır."(25/ 6869) Biz ile beraber başka ilâhlara taptık. 'ın haram kıldığı cana kıydık, zina da yaptık. Bu ayetler olmasaydı elbette sana uyardık,"Bunun üzerine şu ayeti celileler nazil oldu:"Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak 'a döner." (25/7071)Buraya dikkat edin! Mevlâ Tealâ onlara: "Defolun gidin, tövbeniz kabul olmadı yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz." demedi.Bir hadisi şerifte Resulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem:"'ın ahlâkı ile ahlâklanın." buyuruluyor.Mevlâ Tealâ ne yaptı, pişman olup geleni kabul etti. Bütün insanlık bu noktaya bakmalı, burayı düşünmelidir.Efendimiz sallALLAHu aleyhi ve sellem bu iki ayeti celileyi onlara gönderdi. Resulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem'in gönderdiği mesajı aralarında istişare ettiler. Dediler ki:"Bizim için güzel, ama şartları çok ağır. Burada ameli salih şartı var. Biz iman etsek de ameli salih işleyip işlemeyeceğimizi bilemiyoruz."Mevlâ Tealâ yine onları kovmadı. Bu defa Nisa suresinin 48. ayetini indirdi:", kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar"(4/48)Resulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem efendimiz bu ayeti kerimeyi onlara gönderdi. Bu defa da dediler ki:"Bunda da şart var, mağfiret 'ın dilediklerine vaat edilmiş. Biz 'ın dilediklerinden olup olamayacağımızı bilmiyoruz" dediler.Görüyor musunuz hadiseyi?Biz olsak ne yaparız?"Nedir, sizinle mi uğraşacağım. Yeter baş ağrıtmanız, ben söyleyeceğimi söyledim" deriz. İnsan ağadır, paşadır yaBakın Rabbimiz ne buyuruyor."Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! 'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."(39/53)Mevla'mızı görüyor musunuz?Böyle bir Mevla'mız var, insan O'na nasıl isyan, nankörlük eder.Cenabı Hak "benim kullarım" buyurdu mu, tamamdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)